Karlı Yollar mı Soğuk Havalar mı?
Bir pazartesi sabahı, hava sıcaklığı 4 dereceyi gösteriyor, yağmur, geceden beri aralıksız yağıyor ve ıslak asfalt, trafik ışıklarının yansımalarıyla parlıyordu. Şehir içindeki bir kavşakta, ani bir fren sesi duyuldu. Öndeki minibüs durmuş, peşindeki yeni model beyaz otomobil ise neredeyse bir saniye daha geç tepki vererek lastiklerin çığlığı eşliğinde küçük bir çarpışmayla faciayı atlatmıştı. Bu saniyelik farkın nedeni asfaltta kalan izlerden de anlaşılıyordu: otomobil birkaç metre daha uzun bir fren mesafesine ihtiyaç duymuştu. Sürücü, direksiyona kenetlenmiş elleriyle bir an nefes alıp, dışarı çıktı. Arka lastiklerine baktı. Derin yaz dişleri, yağmur suyunu yeterince hızlı tahliye edememiş, sertleşmiş kauçuğu soğuk ıslak zeminde tutunmayı kaybetmişti. Bu küçük kaza, ciddi bir kazanın habercisi olabilirdi.
Bu sahne, her kış binlerce kez, Türkiye’nin dört bir yanındaki yollarda yaşanıyor. Uzmanlar, bu tür vakaların temelinde çoğu zaman basit ve hayati bir ihmalin yattığını söylüyor: mevsime uygun olmayan lastik kullanımı. Bir otomobil, tüm gelişmiş teknolojisine ve yenilikçi özelliklerine rağmen hayatla bağlantısını 4 nokta üzerinden kurar. Bu temas alanlarının niteliği, her türlü sürüş dinamiğini, fren gücünü ve nihayetinde sürüş güvenliğini doğrudan belirliyor. Bu nedenle lastik seçimi, bir otomobil yedek parça veya otomobil bakım onarım rutini değil, aktif ve hayati bir sürüş güvenliği kararıdır.
Yaz lastikleri, sıcak asfalt üzerinde optimum performans göstermek için tasarlanıyor. Daha sert kauçuk bileşimleri, yüksek sıcaklıklarda şeklini korumasını, aşınma direncini ve keskin manevralarda stabiliteyi sağlıyor. Ancak bu formül, hava sıcaklığı yaklaşık 7 derecenin altına indiği anda işlevsizleşmeye başlıyor. Kauçuk, esnekliğini kaybederek sertleşiyor. Bu fiziksel değişim, lastiğin yol tutuş yeteneğini dramatik bir şekilde düşürüyor.
Kış lastiklerinin mühendisliği, tam da bu kritik noktada devreye giriyor. Özel olarak formüle edilmiş yumuşak kauçuk karışımları, soğuk havalarda bile esnek kalıyor. Lastik, soğuk ve ıslak zeminde, hatta karlı ve buzlu yüzeylerde bile büzüşmüyor; yolun mikroskobik pürüzlerine nüfuz ederek tutunmayı sürdürüyor. Basit bir benzetmeyle, yaz lastiği soğukta kaygan bir ayakkabı tabanına dönüşürken, kış lastiği ayazda bile yumuşak kalan, her yere tutunan bir kedi gibi davranıyor.
Bu temel malzeme farkı, üzerine işlenen desenle birleşiyor. Yaz lastiği deseni, temelde yağmurlu havalarda suyu hızla tahliye etmek ve kuru zeminde geniş bir temas alanı oluşturmak üzere şekilleniyor. Kış lastiğinin yüzeyi ise çok daha karmaşık bir mimari sergiliyor. Daha küçük ve çok sayıda bloktan oluşan bu desen, karlı zeminde tırtıklı bir görünüm alıyor. Ancak asıl sır, çıplak gözle zor seçilen 'lamel' adı verilen yüzlerce mikroskobik kesikte saklı. Bu kesikler, lastik yola bastığı anda açılıyor ve buzun üzerinde yüzlerce minik tırnak işlevi görerek, buzda tutunmayı inanılmaz ölçüde artırıyor. Ayrıca, omuz bölgelerindeki geniş ve dişli kanallar, karı yanlara doğru iterek motor gücünü ve çekişi destekliyor.
Bu teknik özelliklerin pratik karşılığı, fren mesafesinde kendini gösteriyor. Otomobil test sürüşleri soğuk ve ıslak bir zeminde, saatte 100 kilometre hızla giden bir araç, kış lastiğiyle yaklaşık 50 metrede dururken, yaz lastiği takılı aynı aracın durmak için 70 metreye ihtiyaç duyduğıunu kanıtlıyor. Aradaki 20 metrelik fark, tam olarak bir çocuğun veya bir yayanın hayatı anlamına gelebiliyor. Otomotiv sektörünün en önemli çabalarından biri bu mesafeyi kısaltmak.
Yaygın bir yanılgı, kış lastiğinin sadece kar yağdığında gerekli olduğu. Oysa uzmanlar, karın yerde olmadığı ancak termometrenin sürekli olarak tek haneli rakamları gösterdiği günlerin asıl tehlike arz ettiğini vurguluyor. +7°C'nin altındaki ıslak asfaltta, sertleşmiş bir yaz lastiği, suyu yeterince hızlı boşaltamıyor. Bu da 'aquaplaning' denilen, lastiğin suyun üzerinde kayması ve sürücünün tüm kontrolü anında kaybetmesi riskini katlanarak artırıyor. Bu nedenle test raporları, kış lastiği kullanım kriteri olarak zemindeki beyazlıktan çok sıcaklığı işaret ediyor.
Türkiye'de mevzuat, ticari araçları 1 Aralık-1 Nisan arasında kadar kış lastiği kullanmak zorunda bırakıyor. Fakat bu takvim, coğrafyanın sert gerçeklerine her zaman uymuyor. Erzurum'da ekim ayında başlayan kış koşulları, İzmir'de aralık ortasına kadar kendini hissettirmeyebiliyor. Bu nedenle sorumlu sürücüler, takvimi değil, bölgelerindeki hâkim sıcaklık ortalamasını ve hava tahminlerini rehber alıyor. Zorunluluk olmasa da kişisel araç kullanıcıları için bu değişim, trafik bilincine sahip her sürücü için bir gereklilik.
Sonuç olarak, soğuk ve yağışlı mevsimlerde direksiyon başına geçen her sürücü, basit bir soruyla kendini yokluyor: "Bu lastikler beni ve sevdiklerimi bu koşullarda güvenle taşımaya hazır mı?" Bu sorunun cevabı, lastiklerin üzerindeki mevsim işaretinde ve dışarıdaki termometrede saklı. Doğru cevabı vermek ve lastikleri buna göre seçmek gerekiyor. Çünkü kontrol, her zaman ve her koşulda, o 4 lastiğin yolla temas eden noktasında bulunuyor.